İçinizde kalkışan var mı a dostlar?
Malumunuz memleketimiz yine hayli hareketli, garip ve neticesinde yine, yeniden lugatımıza güzide bir kelime daha kazandığı türlü şeyler atlattı. Darbe desek değil, sıkı yönetim desek değil, fetö saçması bir "kalkışma" bastırıldı ve o da facetime üzerinden oldu falan derken çoğumuzda devreler yandı. Sahiden ilginç milletiz, birbirimizi yemeye doymaz ama senelerdir önce tamah ettiğimiz sonra düşman olduğuna kanaat getirdiğimiz ama hiçbir kurumdan tasfiyesini, varlıklarını bilmemize rağmen yapmadığımız bir oluşumun teşebbüs ettiği hainlik sonrası, yine ilk önce birbirimize siyasi saldırıp sonra yapılan talimatlar doğrultusunda bunun bizi daha da felakete sürükleyecek olması sebebi ile "kenetleniriz"?!... En azından fotoğraflarda öyle görünüyoruz, mühim olan da bu ya günümüzde ne yazık ki. İşin aslı ve içeriği önemli değil, görüntü istenen mesajı versin kafi...
Hepimizin canının yandığı, içinin sıkıldığı, hala çoğu sorusunun havada kaldığı, yanıtını bulamadığı ve sormaya da mecali kalmadığı bu saçmalığa balıklama atlamayacağım, yaşanan her neyse HAİNLİKTİ ve hiçbir hainlik bir anda olmazmış bir kere daha idrak etmemizi sağladı. En yakınlarımıza kadar girerler, ruhumuz bile duymazmış, gördük...
Bu kalkışma benim kafamda da bazı şeyleri kalkıştırdı, düşüncelerde bir garip hareketlilik... Artık hiçbir şey bana güven duygusunu vermiyor, en bariz yaşadığım duygu bu. Müslüman toplumuz, inançlarımız gereği zaten bize ilk öğretilen şey kimseyi ve hiçbir şeyi Rab'dan daha fazla sevmememiz gerektiği aksi halde mutlaka onunla sınanacağımızdı. Fani olduğumuzu hiçbir zaman unutmamamız, aldığımız her nefesin, gördüğümüz her yeni günün mutlak bir şükür sebebi olduğuydu, bunların hepsine olan inancım tamam ama ben artık çoğumuzun hayatında büyük eksikliğini hissettiği o "sürdürülebilir" huzuru arıyorum. Huzur yok değil var hamdolsun ama bunu hayatlarımızda makul seviyede daim kılmak bu kadar mı zor, bu kadar mı çetrefilli?
"Makul" ve "müşterek" kelimeleri kesinlikle en sevdiğim kelimelerden.
Peki hal böyleyken ben neden "makul" sevemiyor "müşterek" te buluşamıyorum kıymet verdiklerimle? Bu sadece sevgililik hali için değil her türlü varlığı sevmeyi kapsayan bir sorun manasında. Nasıl oluyor da sevdiğimi sandığım kişilere teslim olma, onlara ve olaylara kendimi hiçbir tedirginlik veya savunma duygusu yaşamadan bırakamıyorum? Neden mütemadiyen kendimi telkin etme ihtiyacı hissediyorum? Nedir ve nedendir bu hırçınlığım? İşte hepsi "güven" duygusunu kaybetmemizin travmaları. Kendimize güvenmiyoruz, başkasına hiç güvenmiyoruz ama bütün bunlara rağmen sevgi sözcüklerini en fütursuzca, en yersiz hallerde inanılmaz cömertçe kullanmaktan da geri kalmıyoruz. Makul kavramı da böylelikle gitti mi güme.... Müşterek olduğumuz tek şey oldu mu "kaygı" ? Hadi buyurunuz buradan yakınız.
Hayatım boyunca iradesi yüksek insanlara gıpta etmişimdir, bu konuda inanılmaz zaaflarıma yenik düşen biriyim, farkında olmama rağmen müdahale etmekte güçlük çekerim, bir türlü elim gitmez ya da sabrımı terbiye etmek zahmetli gelir neticesinde pes eder ve irademi ortaya koymam gereken şeyi yapmadığım gibi, yapmaktan en imtina ettiğim şeyi yaparken bulurum kendimi. İçinizde psikiyatri okumuş olan veya ihtisası bu yönde olan beri gelsin rica ediciğim, çocukluğum kollarını açmış bizi bekler :)
Buradan da en güzel ve kıymetli erdemlerden birinin de "terbiye" olduğuna vardık mı? :) Edepsiz diye adlandırdığımız kişilerin toplum nezdinde iyi ahlak, incelik ve terbiyeden yoksun olduğunu biliyorsak bazı durumlarda kendime müdahale de başarılı olamadığım için edepsizim de diyebilir miyiz? Dedim ya size yazımın başında, düşünecelerde bir garip hareketlilik, bir "kalkışma" hakim diye, önünü alamıyoruz. (Tam bu noktada whatsup'taki göz deviren emojiyi buraya istiyorum!)
Samimi olurken mesafeyi koruyabilmek, kişiye göre davranmak her varlığa aynı coşku ile davranmamak, girilen her münasebeti "customized*" yaşayabilmek, değer vermeyi becerebilmek kadar değer biçmeyi de layıkıyla yapmak, herkesin yana yakına aradığı sevgiyi hakkaniyetli bir şekilde hak edene verebilmek ama bunun karşılığını da görebilmek... bu kadar zor olmamalı.
Kişisel gelişimin her türlüsünün pick yaptığı günümüzde, herkes hayat kalitesini beslemesi, sağlığı, hobileri ve zevkleri ile yapılabilinecek en üst seviyede tutmaya böylesine hevesle çaba sarf ediyorken, rica ediciğim kimse toplumda genel bir soruna dönüşebilecek "sevgisizlik" yaratacak kapris - korku - çekincelerini "ne yapayım ben de böyleyim" gibi çağımıza yakışmayan bir gevşeklikle gerine gerine dile getirmesin. Aşsın herkes kendisini, belki şimdi zıplarsak CMYLMZ'ın dediği gibi uzaya varabiliriz, de haydin! :)
Bana göre olması gereken muhteşem hayat tanımı budur. İşleri hiç manasız felsefi ve analizlerle karmaşık hale getirmenin bir manası yok. Hayat basit, zorlaştıran bizleriz.
Kimse kimseye kalkışmasın, sevgiyle ve huzurla kalın!
Malumunuz memleketimiz yine hayli hareketli, garip ve neticesinde yine, yeniden lugatımıza güzide bir kelime daha kazandığı türlü şeyler atlattı. Darbe desek değil, sıkı yönetim desek değil, fetö saçması bir "kalkışma" bastırıldı ve o da facetime üzerinden oldu falan derken çoğumuzda devreler yandı. Sahiden ilginç milletiz, birbirimizi yemeye doymaz ama senelerdir önce tamah ettiğimiz sonra düşman olduğuna kanaat getirdiğimiz ama hiçbir kurumdan tasfiyesini, varlıklarını bilmemize rağmen yapmadığımız bir oluşumun teşebbüs ettiği hainlik sonrası, yine ilk önce birbirimize siyasi saldırıp sonra yapılan talimatlar doğrultusunda bunun bizi daha da felakete sürükleyecek olması sebebi ile "kenetleniriz"?!... En azından fotoğraflarda öyle görünüyoruz, mühim olan da bu ya günümüzde ne yazık ki. İşin aslı ve içeriği önemli değil, görüntü istenen mesajı versin kafi...
Hepimizin canının yandığı, içinin sıkıldığı, hala çoğu sorusunun havada kaldığı, yanıtını bulamadığı ve sormaya da mecali kalmadığı bu saçmalığa balıklama atlamayacağım, yaşanan her neyse HAİNLİKTİ ve hiçbir hainlik bir anda olmazmış bir kere daha idrak etmemizi sağladı. En yakınlarımıza kadar girerler, ruhumuz bile duymazmış, gördük...
Bu kalkışma benim kafamda da bazı şeyleri kalkıştırdı, düşüncelerde bir garip hareketlilik... Artık hiçbir şey bana güven duygusunu vermiyor, en bariz yaşadığım duygu bu. Müslüman toplumuz, inançlarımız gereği zaten bize ilk öğretilen şey kimseyi ve hiçbir şeyi Rab'dan daha fazla sevmememiz gerektiği aksi halde mutlaka onunla sınanacağımızdı. Fani olduğumuzu hiçbir zaman unutmamamız, aldığımız her nefesin, gördüğümüz her yeni günün mutlak bir şükür sebebi olduğuydu, bunların hepsine olan inancım tamam ama ben artık çoğumuzun hayatında büyük eksikliğini hissettiği o "sürdürülebilir" huzuru arıyorum. Huzur yok değil var hamdolsun ama bunu hayatlarımızda makul seviyede daim kılmak bu kadar mı zor, bu kadar mı çetrefilli?
"Makul" ve "müşterek" kelimeleri kesinlikle en sevdiğim kelimelerden.
Peki hal böyleyken ben neden "makul" sevemiyor "müşterek" te buluşamıyorum kıymet verdiklerimle? Bu sadece sevgililik hali için değil her türlü varlığı sevmeyi kapsayan bir sorun manasında. Nasıl oluyor da sevdiğimi sandığım kişilere teslim olma, onlara ve olaylara kendimi hiçbir tedirginlik veya savunma duygusu yaşamadan bırakamıyorum? Neden mütemadiyen kendimi telkin etme ihtiyacı hissediyorum? Nedir ve nedendir bu hırçınlığım? İşte hepsi "güven" duygusunu kaybetmemizin travmaları. Kendimize güvenmiyoruz, başkasına hiç güvenmiyoruz ama bütün bunlara rağmen sevgi sözcüklerini en fütursuzca, en yersiz hallerde inanılmaz cömertçe kullanmaktan da geri kalmıyoruz. Makul kavramı da böylelikle gitti mi güme.... Müşterek olduğumuz tek şey oldu mu "kaygı" ? Hadi buyurunuz buradan yakınız.
Hayatım boyunca iradesi yüksek insanlara gıpta etmişimdir, bu konuda inanılmaz zaaflarıma yenik düşen biriyim, farkında olmama rağmen müdahale etmekte güçlük çekerim, bir türlü elim gitmez ya da sabrımı terbiye etmek zahmetli gelir neticesinde pes eder ve irademi ortaya koymam gereken şeyi yapmadığım gibi, yapmaktan en imtina ettiğim şeyi yaparken bulurum kendimi. İçinizde psikiyatri okumuş olan veya ihtisası bu yönde olan beri gelsin rica ediciğim, çocukluğum kollarını açmış bizi bekler :)
Buradan da en güzel ve kıymetli erdemlerden birinin de "terbiye" olduğuna vardık mı? :) Edepsiz diye adlandırdığımız kişilerin toplum nezdinde iyi ahlak, incelik ve terbiyeden yoksun olduğunu biliyorsak bazı durumlarda kendime müdahale de başarılı olamadığım için edepsizim de diyebilir miyiz? Dedim ya size yazımın başında, düşünecelerde bir garip hareketlilik, bir "kalkışma" hakim diye, önünü alamıyoruz. (Tam bu noktada whatsup'taki göz deviren emojiyi buraya istiyorum!)
Samimi olurken mesafeyi koruyabilmek, kişiye göre davranmak her varlığa aynı coşku ile davranmamak, girilen her münasebeti "customized*" yaşayabilmek, değer vermeyi becerebilmek kadar değer biçmeyi de layıkıyla yapmak, herkesin yana yakına aradığı sevgiyi hakkaniyetli bir şekilde hak edene verebilmek ama bunun karşılığını da görebilmek... bu kadar zor olmamalı.
Kişisel gelişimin her türlüsünün pick yaptığı günümüzde, herkes hayat kalitesini beslemesi, sağlığı, hobileri ve zevkleri ile yapılabilinecek en üst seviyede tutmaya böylesine hevesle çaba sarf ediyorken, rica ediciğim kimse toplumda genel bir soruna dönüşebilecek "sevgisizlik" yaratacak kapris - korku - çekincelerini "ne yapayım ben de böyleyim" gibi çağımıza yakışmayan bir gevşeklikle gerine gerine dile getirmesin. Aşsın herkes kendisini, belki şimdi zıplarsak CMYLMZ'ın dediği gibi uzaya varabiliriz, de haydin! :)
Bana göre olması gereken muhteşem hayat tanımı budur. İşleri hiç manasız felsefi ve analizlerle karmaşık hale getirmenin bir manası yok. Hayat basit, zorlaştıran bizleriz.
Kimse kimseye kalkışmasın, sevgiyle ve huzurla kalın!

👍🏼👍👍🏼👍harika bir özet
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim yorumunuz için! :)
Sil